31 Ekim 2008 Cuma

Küs

Bu kaybolmuşluk denizlerdeki,

Kalp çarpıntısı küçük dalgalar gibi...


Senin ufkun dünyadaki şehirlere sığıyordu,

Benimki bir kasaba kadar sınırsız...


Limanda öfke kilitleniyordu,

Sessizce bir dalgaya bırakıyordu kendini

Teknelerde çarpıntı

Sessizlik gizlice kısalıyordu.


Sen sessizliği seviyordun,

Sen değildin belki başkasıydın

Ama seviyordun.


Deniz buna içerliyordu...


Biz mi denize küsmüştük,

Uzaklardaki şehirler mi bozmuştu aramızı?

Can Irmak Özinanır

24-25-26 Ağustos 2008

Ayvalık

Sokaktaki Ses

Sokakta ses var koşun!
Bakın çocuklar geziyor,
Küfürlü maniler haykırıyor
Suni ışıkların fink attığı
Bu karanlık göğe.


Bak sokakta çalgı sesi,
Bozuk para değil de
Başka bir şey topluyor bu gece.


Çalgıcı geceyi çalıyor,
Binbir sesle kuruluyor gece.



Kadınların sesleri karışıyor,
Sokaktaki erkeklerin düşlerine
Ve köşede duran esmer kadın
Aynı düşü görmekte.


Ve sesleri çantasına dolduruyor çocuk,
Kadınlar ve erkekler gidiyor
Gecenin dudakları susuyor.


Sokakta ses yapalım koşun!

Can Irmak Özinanır

19 Eylül 2008 Konur Sokak

Ankara

6 Eylül 2008 Cumartesi

Güzellik Karıştı Denize

Güzellik karıştı denize,
Ege uzun zamandır gebeydi böylesi bir geceye.

Bir gece Ege ile Akdeniz tanışıverdiler,

Yalnız ve sarhoş olduklarından,

Ya da anlatmak istemediklerinden belki de

Gerisini bilen kimseler yoktu...

İşte ne olduysa bundan sonra oldu:

Özlerken seni,

Kağıtta kalemde değil canım.

Hayatta ve solurken rüzgarı,

Keyifle üşürken,

Güneş batarken,

Gece doğuracaktı elbet.

Sabaha karşı buluş benimle,

Bir parça da teninden getir,

Bir parça sonbahar yaprağı,

Notalarla yazılmış dizelerden.

Sabaha karşı buluş benimle,

Karar verelim nasıl doğmalı güneş

Ve gün neler giymeli üstüne.

Can Irmak Özinanır

Ankara’nın Taşına...

Ben Ankara siyahına doğdum,
Küçük yeşillerinde büyüdüm.
Çirkinliğim bundandır.
Zilzurna sarhoştur Ankara,
Güzelliği bundandır.


Bütün griliğini taşıyorum Ankara’nın,
Varoşundan sorma
Rengini bilmem
Bilmek istesem de...

Ankara sakin görünür,
Nicesi sokak yerine hanesinde bağırır.
Karmaşık başlatır bu şehir,
Çirkin bitirir.


Taşına bakma sakın Ankara’nın,
Kandırır gündüzleri.
Gece olunca, gözünün yaşına bakmaz Ankara.

Denizi de yok, atamazsın kendini.
Mecbursun yaşayacaksın...

Can Irmak Özinanır

YİNE DE…

Dilde yarım kelam, belki bir yeryüzü tanrıçası,

Bir cigara içimlik yoldaydı yüzü: günbatımında,

Kızıl rüzgarlar gibi vuruyor yüzüme.


Ben burayı hiç görmemiştim,

Ama hatırlıyorum bir yerden,

Ben kimsiz dansetmiştim bu sokakta, tek başıma.


Polise yakalanmış gibiyim,

Kimsesiz, kimliksiz…

Zeytin dalları çiziyor bedenimi,

Hoş geldin yine de…

Can Irmak Özinanır

İBADET


Sen rüzgarla sevişmesini bilirsin

Ne yıldız, ne lodos, ne de karayel,

Hatta mukaddes kıble

Hiçbir rüzgar tanımıyorum reddedebilecek cömertliğini

-ki rüzgara koşut gitmekten

erkeklik gururum kabarıyor gizliden-


Ben kıbleye durduğumda

Göz bebeklerim küçülüyor;

Seni görüyorum.

Usulcacık sunuyorsun vahşiliğini;

Kanayan sırtımdan süzülüyor

O görkemli rengi şarabın.


Ben kıbleye durduğumda

Akdeniz’e,

İbadet etmek istiyorum tanrıçam;

Sunağından öpmeyi,

Bedenimdeki beyazları

Mosmor kurban etmeyi sana.


Fakat şimdilik

Beklerken o büyük ibadeti

Eski topraklarında mitolojik tanrıların

Bir bardak rakı kurban edeceğim sana

Şehvetlensin diye dokunduğumuz deniz.

…Çünkü bilirsin,

Ege en güzel mezesidir rakının.

Can Irmak Özinanır